8 Eylül 2022 Perşembe

bir ayrılık

Sen limanı ateşe verip terk edenlerdensin

Kıyamam deyip kıyanlardan

Hakikatten dem vurup kendi söylediği yalana inananlardan

Derin gözlerinde yüreği paramparça eden o hançeri saklayanlardan

Dilerim kalpsizlerdensindir

Yoksa kalbi olmasına rağmen bir kalbi paramparça edenlerden mi?

Öylesi daha can acıtır

Hoş sen can yakanlardansın zaten

Kollarında ölüm son nefesini verirken terk edenlerden

Hayalleri kıranlardan

Bir bir onları kurdurup yitmez zamanın avuçlarında başka evrenlere bırakanlardan

Sorumsuzlardan

Kuş tüyü kadar hafif olsa dahi hiçbir yükü omzunda taşıyamayanlardan

Sınırları aşanlardan

Mayın tarlasında tel örgüleri aşarak ayağı çıplak yürüyenlerden

Yok edenlerden

Aşkı ve ihtişamı

Gidenlerden elleri başkalarının avuçlarında

Ardına bakmadan çekip gidenlerden

Elveda demeden başkalarının buselerine yanıt verenlerden 

Sevmeyenlerden ama her daim sevilenlerden

Zor oldu fark etmesi ama sen kötülerdensin

Bir hüzün kaldı geriye

O gidince ayrılık baki demiştin zamanında

Belki de söylemek gerek 

Artık ayrılık baki

kısalar 2

                            Öylesine kıvrak hali ki bu ölümlerin

                            Her parçasında bin halinin acısı seziliyor



                            Vaktinde kalemin nasıl kırıldıysa

                            Kırıkları hala yüreğime batıyor

umut ve ışık

koparalım ölü yapraklarını derken

söküp götürmüşler tüm çiçeklerimi

kafamda binbir tilki var kuyrukları birbirine dolanık ve kalpleri kırık

binbir dereden su getiriyor yeniden doğurmak için kendilerini ve dolanmak için biraz daha

kandırmak için belki de kendilerini kopmadı çiçekler ve dolanmadı sonlarımız

sandığın kadar kötü değil ve umut var, su var, ışık var

karanlığa batırılmış kafasından ve görünmez belki ama var ışık

haleleriyle yaratıyor şölen ama kendi içinde ve karışık

anlaması zor ama var işte, var

kırpılmış bir koyun kırılmış bir kalp gibi geri döndürülemez bir boşlukta bir oraya bir bu yana savruluyor ama var

hırpalanıyor her çarpışmasında ve soluk alabiliyor belki güç bela

bu varlığını yaralar belki ama öldüremez bakiliğini ve zehrini

bir bakirenin dökülen ilk kanı gibi

zamanın öpücükleri

zamanın öpücükleri konuyor yanağıma

her bir kolu uzayıp giderken omuzlarımdan

dinmez buseleri biri bozunmadan ardı ardına yığılıyor dudaklarıma

hiç bitmeyen acılar eşlik ediyor bize kimi zaman ama bitiyor aslında

kanıma karışmayan etime dokunmayan her duygunun ansızın beni terk edişi gibi bitiyor

kalbimle karşılaşmayan yoktan insanların çekip gidişi gibi terk ediyor beni

onun dudakları dudaklarımda

dinmez buseleriyle kuşanıyorum zamanın

kırılmaz sandığım paramparça ve her biri birbirinden keskin

ama kıymığı tercih ederim cam kırıklarındansa

nitekim seçemem yalnız ve yalnız tabii olmak var kaderime ve teslim

kırılan camlar dökülüyor zamanla buselerimizin arasına ve dudaklarımız paramparça ama ayrılmaz

sonuna değin yutacak beni bırakmaz

üstüne düşen ve neticesiyle boşalan kanlar zamansızlığın dehlizlerine doğru

o yara almaz ben alırım

bana buse konduran herkesin sapladığı bir parça olmadı mı zaten tenime

yaralanmadan, kanamadan tek bir gün geçti mi buse konmaksızın 

o lanet öpücükler her damarı yüzlerce insanın nefesini kesmişçesine ve hiç değiştirilmemişçesine uzanan bir yağlı urgan gibi defolu ve nefret edilen

kazılan her zaman daha derine ve solukları kestikçe eskiyen ama hiç tükenmeyen ama günün birinde inceldiği yerden kopacak olan herbirimiz gibi

birbirimizden eksilttikçe kopacağız

onun gibi

kırda gezinen aşıklar

Hoş bir kırda gezinen aşıklar

Yalın ayaklarıyla ezdikleri çimlerde yankılanan hışırtıların melodisi

Ruhları sonsuzluğun görünmez ve sezilmez ışığında yansıyor birbirlerine doğru 

Yansıyor ve birbirlerine doğru kırılıyorlar 

Üflenen her nefesleri ayrı bir nota fısıldıyor dünyaya ve katman katman yayılıyor sevgileri

Tiz bir notada ve noktada karşılaşıyor öpücükleri

Kalplerinin her çarpıntısı kırpılıyor ruhlarından bir parçaymışcasına

Biraz daha tamamlanıyor ve bir parça daha eksiliyorlar bir olmak için içlerinde

Eksilmeyi benimseyen iki aşık var kırlarda gezinen

Havada taze baharın rüzgarı

yıkıntıların arasında oturan kadın

Keşfedeceğim yaşamı yeniden

Pespaye kederimin içimde yankılanan uğultusuyla

Kederimde eski sevgilerin yıllanmış izleri çarpıyor birbirine

Sanki hiç var olmamışlar gibi

Hangi acıdan kalan izler bunlar

Ne denli kalabalığız diye fısıldaşıyorlar bana duyurmaya korkarak

Ama ben duyuyor ve hatırlıyorum yıkıntılarımı

Bunca acı ve kederi unutsam ben bir ben olamam zira

Kaybolsun gitsin istemem hiçbir kederimin ruhuma açtığı sıyrıkları

Kanatmaz ve acıtmaz artık derin kesikler

Ruhumun perisi söndürüyor tüm yangınları

Bitmez tükenmez bir direnişle yakmaya direnen herkese rağmen

Ama ben ölmedim işte hayattayım

Yıkıntılarımın arasında oturmuş ve biliyorum tamire gücümün olduğunu

ne bu telaş?

Ne bu telaş

Sonsuza dek değil miyiz birbirimizin

Var etmedik mi birbirimizi tüm zamanlarda 

Girmedik mi kanımıza

Damarlarında akmadık mı kan gibi ama daha kırmızı

Aleviyle tutkunun

Yaratımımız olan hazla var olmadık mı sona savaş açıp sonsuzluğa karışarak

O zaman niye bu okunmuyor gözlerinde kimi zaman

Neden başka bedenler başka ruhlar arıyor

Beni de var et bari başkalarında gezinen ruhunda

Teninde gezinen öpücüklerin her birinde

Binlerce kalbin var biliyorum ve biri bana ait

Peki istesem kıyısından da olsa hepsine biraz da olsa kendimi fısıldamayı

Olmadığım kalplerinde biraz da olsa ben atmak arzusunda olsam

Kırılmasam sen bende değil başkalarında var olurken

Dinamiğine aykırı mı aşkın sensizken sende var olmayı istemek

özgürlüğün prangasına vurulmak

Özgür olduğunu zanneder, ama arzularının kölesi olmuştur. Kimseye bağlanmadığını zanneder, ama köksüzlüğün prangalarına vurulmuştur. Her yerden, herkesten kaçar. Korkaktır aslında. Kalmamanın cesurca bir yanı yoktur kimi zaman. Cesaret isteyen bazen gitmek değil, kalıp bir şeyler inşaa etmektir. Emektir cesaret gerektiren. Yüreksizce andan ana savrularak yaşayanlar beceremezler bunu. Bir seçimse bu ve zararı yoksa kimseye, ki vardır mutlaka kırar kalpleri, yargılamak lüzumsuz belki de. Bir periyot olarak değil de sonlu zamanının tamamını sorumluluktan kaçarak geçiren korkaktır. Gerçek duygulardan korkar, ve güne sığınır. Geçip giden ve her daim yenilenen o güne. Oysa yaşam her ne kadar şimdiyse de, kişiliğimizin yaratımı geçmiş şimdilerdedir. Öncelerde. Gençsen ve aptalsan kabul edilebilir belki, her ne kadar bir ideali olmasa da bu yaşama öyküsünün, insan dayanmak ister bir şeye. Herhangi bir şeye. Güven ve inanca sığınmak, demir atarak soluklanacak bir liman arar. Bir gezgine, bir kaşife uğrarsın sadece. Ya da yolda giderken karşılaşırsın belki. Bir süre yürüyebilirsin bile yan yana. Ama bu şaşırtmasın seni. Yol her çatallandığında korku sarar kederini. Başka yollara sapacaktır nitekim. O bir hikayedir. Ancak izlerine ve hatırasına sahip olabilirsin onun. Kendisine değil. Gölgelerinde arayabilirsin onun. Kendinde nedir bilemezsin. Sahip olamazsın kimisine. Olmaya da çalışma. Bırak kalsın öyle. Bir mülkiyet değil ya sonuçta. İzin ver ona.

kısalar

                        


                        Eskiden tanrıyı hissederdim omuzlarımda

                        Şimdiyse şeytan var orada



                        Herkes o değil mi?

                        Tüm suretler ona dönüşmedi mi?



                        Bugün insanlar gördüm

                        Çöpleri karıştıran insanlar

                        Burnu yere düşse eğilip almayanlar

                        Şapkasını çıkarıp, başı önünde ceketini ilikleyenler

                        Göğüs kafesindeki yüreğinden kaçmaya çalışanlar

                        Sarhoşlar ve gamsızlar

                        Yalnızlar ve kırgınlar.



                        

kazınmış izler

koparalım tüm çiçeklerini akıp gitmiş zamanın

solmuşsa var olmasın yıkıntılarımın arasında

darmadağın içimde bitmiş yaşamın kederi elzem değil

zamanında var olmuş ve gezinmiş tüm anıların kahpe izleri kazınmış zaten yerlerde okunuyor

yerler yaşanmışlığın iziyle bulanmış ve katman katman

her katmanıyla ayrı bir değişimin soluğu üfleniyor içimin semasına

solmuş kanlı günlerin kanı kendinde kurumuş ve çiçekleri solmuş

eski katran karası

kazınacak ki yenileri açacak

palavra

Senin verdiğin sözlerin ne kıymeti olabilir Yanında durduklarının  Dudağının buluştuklarına ne vaat edebilirsin mesela Sahi, inanayım mı kap...